ben buralarda da varım...

2 Haziran 2012 Cumartesi

4 O Kitabı Yaşamıyorsanız; Okumuş Sayılmazsınız

Kitap Okumak Boşa Vakit Harcamak Mı Gerçekten?
Kitap okumaktan hiç haz etmeyen insanlar var. Tercih meselesi... Toplasanız zar zor 3-5 kitap okumuşlukları var sevmiyorlar kitapları. Dahası gereksiz ve boşa zaman kaybı olarak görenler de var. Tuhaf...

Oysa anlayarak ve hızlı okumanın, kendini yazarak ve konuşarak daha iyi ifade edebilmenin, diksiyonu düzeltmenin, kelime heybenizi doldurmanın ve bilgiyi artırmanın temelinde kitap okumak yok mudur? Okudukça tecrübe etmez mi insan? Bambaşka yaşamlara, olaylara konuk olmaz mı? En fantastik bir romanda bile yaşama, duygulara, bir olaya, insana ve insan ilişkilerine dair izler var. Kitap okuyarak tanık olunan her yaşam farklı bir tecrübedir. Ve bu tecrübeler kişinin düşüncelerini olgunlaştırır zamanla. Ve insanı da...

Hayata farklı bir pencereden bakabilme yollarından bir tanesidir. Ve belki de en güzelidir. İnsanlarla daha iyi ilişki kurabilirsiniz. Çünkü edinilen bu tecrübeler sonucu olgunlaşan birey; her şeyden önce düşünmeyi öğrenir. Her türlü davranışının öncesine 'düşünmeyi' koyduğunda zaten insanlar arası bir çok insani sorunun ortaya çıkışı engellenmiş olur. Sonra dinlemeyi de öğrenir, anlamayı... Zira bu önemli. Herkes birbirine anlayış gösterse, herkes anlayışta görmüş olur ve bireyler arası çatışmalara, anlaşmazlıklara bir darbe inmiş olur. Kitabın içinde ki uydurmaca gibi okuduğumuz öyküler bize insanı öğretir başlı başına. Kendimizi tanırız, karşımızdakini tanırız. En çok da buna ihtiyacımız var.

Empati... Olayları karşındakinin gözünden görebilme yeteneği diyorum ben; basit bir tanımla. Kitap okumak bu yeteneği geliştirmiyor mu sizce?

O Kitabı Yaşamıyorsanız; Okumuş Sayılmazsınız!
Ya da her şeyi bir kenara bırakın... Hiç bir faydası olmadığını farz edin.

Hafif yağmurlu bir sonbahar akşamı, pencerenin hemen yanında ki koltuğa oturup, yağmur tanelerinin camınıza dokunuşlarını dinleyerek alın bir kitabı elinize. Ama bir öğrencinin 'öğrenmek menfaati' için duygusuzca sayfalarını çevirdiği bir ders kitabı gibi değil; olayın içine girin... 

"Göteborg polisinden bir kadın memur, öğlen saat on iki buçukta, Salander'i Marcus Erlander'in odasına soktuğunda, Hans Faste, Lisbeth'le ilk defa yüz yüze" gelirken siz de o oda da olun... (1)

"Yayıma bir ok yerleştirip hızla döndüm ve sırılsıklam bir Gloss'un, gırtlağı parlak kırmızı bir çizgiyle yarılmış Wiress'ı yere yatırmış olduğunu gördüm. Okumun ucu, Gloss'un şakağında kayboldu." Katniss'in, Gloss'un şakağında kaybolan oku hemen önünüzden geçsin mesela...(2)

"Elini alışkın bir hareketle arka cebine götürdü. Fakat tam bu sırada Yusuf'un pek de dayanılacak gibi olmayan yumruğunu suratına yiyerek" yere yuvarlanırken de bizzat tanık olun mevzuya.(3)

Uzansanız o karakterlere dokunacakmışsınız ama arada ki incecik bir duvarla engelleniyormuşsunuz gibi yaşayın o anları. 

Eğer bunu bir kere tadarsanız. Artık hayatın en sıkıcı, yorucu anlarında, en bunaldığınız zamanlar da bir çıkış noktanız olduğunu hissedeceksiniz. Canınız çok sıkıldığında televizyona, bilgisayara koşmak yerine hemen köşenize çekilecek ve Lisbeth Salender'in bir sonra ki hamlesine tanık olmak için Lisbeth'in yanında ki yerinizi alacaksınız.

Özetlemek gerekirse; elinizde tuttuğunuz o yeni dünyayı yaşamıyorsanız, okumanızın bir anlamı yoktur.
Bir deneyin o halde. Ondan sonra 'kitap okumak' üzerine yeniden düşünün ve dile getirin bu yeni düşünceyi.


(1) Arı Kovanına Çomak Sokan Kız / Stieg Larsson | (2) Ateşi Yakalamak / Suzanne Collins  | (3) Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali


1 Haziran 2012 Cuma

5 Biraz Film İzledim | 6

Bu yazı bünyesinde bir doz spoiler bulunabilir...

Son Ders: Aşk ve Üniversite
Bu filmi üç beş kez izlemiştim, geçenler de tekrar izledim. Fazla yorum yapmaya lüzum yok fazlasıyla beğendiğim bir film. Fazlaca aşk, dram, komedi... İzlemek zaman kaybı değil, izlemediyseniz kesinlikle şans vermelisiniz. Gerçi çok beğenip tavsiye ettiğiniz film / kitap vs. genelde olumsuz reaksiyonlar alır beğenilmez falan ama ben yine de öneriyorum bu filmi. Bende ki yeri ayrı olan, defalarca hiç sıkılmadan izleyip ilk izleyişimde ki hazzı alabildiğim nadide filmlerden. Kadrosu da hiç fena sayılmaz. Ferhan Şensoy, Durul Bazan, Ece Uslu, Ekin Türkmen, Kaan Urgancıoğlu ve dahası...

"sadece yapamadıklarımızdan pişman oluruz"


Mesajınız Var
Başrolün de Tom Hanks'in yer aldığı ve sevdiğim bir film olan "Mesajınız Var" filmi de tavsiye ettiğim filmler arasında. Eğlenceli bir film. Eski bir film olmasına güzel işlenmiş bir konu.



Leon: Profesyonel
Kadrosunda Jean Reno, Taxi serisinden tanıdığımız Samy Naceri ve şimdilerde beğendiğim aktrislerden biri olan Natalie Portman 14 yaşında ki hali yer alıyor. :)

Bir film sitesinde, bir izleyici bu film için şöyle bir yorum yapmış: "Kesinlikle eskimeyen ve eskimeyecek olan bir film"

Bu yeterli bir tanım sanırım. Kesinlikle izlenmeli.




Bunlara ek olarak son zamanlar da izlediğim (bazıları yeniden izlediklerim) filmler şöyle:
Yumruğun Efsanesi: Chen Zhen'in Dönüşü
Çakallarla Dans
Karanlıklar Ülkesi Serisi
Arog
Yahşi Batı



31 Mayıs 2012 Perşembe

4 Gölgeler Ve Sahte Suretleri

|  Konuk Yazar  |
Bir Başka Dünyanın Penceresi
(gölgeler ve sahte suretleri)

Sahte insanlar vardır karanlığa davet eden, işte onlardır dengeleri bozan… 

Düşüncelerin içinde kirli oyunlarıyla insanın derinliklerine sızar böyleleri. Anlam bütünlüğü aramak yerine etrafı alevlerle süslü değişik senaryolar türetirler. Şaşırırsın önce, sonra düşünürsün ve asla çıkamazsın labirent havasında örülmüş düşüncelerden. Mutlu bir olay olduğunda gülersin, onlarda senle beraber güler. Hani ağlarsın ya mutsuzluğun doruk noktasına çıktığı anlarda, onlar zevkten dört köşe olmuş gibi kahkahalarla yine güler. Onlar, robotlaşmış yüreklerini modern kıyafetleriyle saklamaya çalışır. Öyle sinsice yaklaşırlar ki anlayamazsın ne olduğunu, bir davet ile gelirler kapına süslü yazıları, gösterişli hayatları, bir ahenk içinde devam eden yaşamlarıyla. Bir anda hava kararır bulutlar çoğalır. Yağmur yağacak diye beklersin, çünkü senin beklediğin odur. Önce bir ışık görürsün senin için o ışık bir başlangıç olacaktır. Sonra bir gök gürültüsü duyarsın kızgın ve öfkeli, içine karanlık duyguları haykırır gibi, ardından bir sessizlik oluşur. Beklersin sabırsızlıkla bir damla yağmuru, zaman geçer sıkılmaya başlarsın tedirgin olursun anlayamazsın artık yağmurun yağmayacağını…

O günden sonra duygu kuraklığı başlar senin için. Başlangıçta içindeki iyi olan tüm duyguları kaybetmediğin için anlamazsın ama zaman geçtikçe sahte suretler ordusunun daimi üyesi olacağından habersiz hayatına devam edersin. Yavaş yavaş beklentilerin çoğalır, kazanma hırsın artar, diğer insanlara karşı hep göz boyayıp onları kazanmaya çalışıp, zaaflarından faydalanırsın. Artık virüs vücudunda yayılmaya başlar. Kötülük damarlarına işler, çıkarların için en iyi dostunu satarsın. Öyle bir zaman gelir ki ‘’yalan’’ en iyi dostun olur. Onunla kalkıp onunla uyursun. İş hayatının altını üstüne getirirsin. Çok paran olur, lüks arabalara binersin atmadığın hava kalmaz.Üç kuruş için fakirin ahını alırsın, kalp kırmak artık bir sanat anlayışına döner senin için, gözlerin görmez olur. Mutlu olduğu zannedersin sadece. Ama bir gerçek var ki ! asla ‘’mutlu’’ olamazsın…

Çünkü, hayatını içindeki duygularınla beraber karanlığa satmışsındır. Gölgende suretin kaybolmuştur. Benliğin bir göl gibi sıcakta kuruyup buharlaşmıştır. Senden geriye kalan bir defter ve içindeki haykıramadığın iyiye dair anıların olacaktır. Bir gece kalkıp odanın kapısını kitlersin sonra pencereleri sıkı sıkı kapatır, perdeleri en karanlık olana kadar örtersin. Neden mi ? Hiç kimse duymasın hiç kimse bilmesin diye…

Belkide bu yüzdendir; gösterişli hayatının ne kadar zayıf temellerle atıldığı, yalanlarla örülü duvarlarının arkasında sakladığın binlerce kötülük ile başbaşa kaldığın ve hiç kimse duymasın diye ter döktüğün dakikalar vicdan azabıyla yanıp tutuşacaksın, bir hiç olduğunu anlamaya başladığında ise beyninin içinde milyonlarca hücrenin öldüğünü anlayıp, artık geriye dönüşünün olmadığını farkedeceksin artık son trende kalkmıştır. Her gece kabustan uyanıp bir noktaya odaklanıp haykıracaksın ve ölene kadar her gün öleceksin…

Bizler bu hayatta kazandığımızı zannettiğimiz an, aslında kaybediyoruz sadece farkında değiliz…


Konuk Yazar: Bünyamin Aydın

28 Mayıs 2012 Pazartesi

13 Ve Şimdi Gitmek İstiyorum

Şimdi gitmek istiyorum. Tam şimdi! Nereye olduğu önemli değil. Uzaklaşmak sadece; kendimden. Mümkün olsa keşke. Masamda ki lambanın loş ışığına ve odamda ki hüznün kokusuna emanet edip bedenimi; özgür bıraksam ruhumu bir süre. Nereye gitmek isterse... İster astral seyahat deyin buna, ister mental rahatlama. Ne önemi var. Sadece uzaklaşmak istiyorum biraz kendimden hepsi bu.

Kendime söylediğim yalanların ana teması sensin; fark ettim. Ettiğimden beri de gitmek istiyorum. Kişisel alma bunu. Seninle hiç alakası yok aslında. Yalnızca; aptallığımı sindirecek kadar ihtiyacım var zamana. Sonra gerisin geri geleceğim hiç şüphesiz. Alternatif bir dünya olmadıktan sonra, ne yapabilirim ki başka.

Ne kadar zor bunu böyle yaşamak. Nefesini nefesimde hissedebileceğim kadar yakın, hiç dokunamayacağım kadar uzaktasın. Zor olanı sevdiğimden değil, zor anlara gark oluşum. Sadece hayat biçtiğini yaşatıyor insana.

Söyleyecek çok fazla bir şey yok. Aşkın; imkansızlık halisin! O kadar...

Ve şimdi gitmek istiyorum. Tam şimdi!


27 Mayıs 2012 Pazar

4 Eyvah Mim | 12

Geçtiğimiz günlerde Mariposa mimlemişti beni. Biraz rötarlı da olsa yapıyorum.

1-Blog deyince aklına ne geliyor?

Blog insanın özgürce hüküm sürebildiği tek alan sanırım. Blog her ne kadar çeşitli sansürler söz konusu olsa da özgürlüğün en önemli çağrıştırıcılarından.

Hep derim ya "yazmak bir meditasyon gibidir"  diye. Hiç bir kurala, uyuma aldırmaksızın özgürce yazabilmek demek benim için blog.

2-Sence bloglarda en çok neler paylaşılıyor?

Günlük olarak tutulan blog sayısı daha fazla gözlemlediğim kadarıyla. Ardından moda ve yemek blogları gibi kategoriler geliyor.

3-Paylaşımda bir sınır olmalı mı?

Paylaşımda sınır olmalı mı? En başta dediğim gibi blog özgürce, kurallara vs. bağlı olmaksızın yazdığımız bize özel bir alan. Sınırı belirleyen de biziz yani. Her hangi bir sınır olamaz bence. Sen yazarsın; karşında ki sınırı aştığını düşünüyorsa seni takip etmez. Sanırım.

4-Sence neyi paylaşırsa insan aşırıya kaçmış olur?

Günlük hayatından, cinsel yaşamına kadar tüm özelini bloga dökenler var mı? Var. Peki bu aşırıya kaçmak mı? Bu blogların takipçileri var, hatta normale göre daha fazla takip edenleri oluyor. :) Yani bir sınır olmadığına göre bir aşırıya kaçma durumu da yok bana göre. Burada ki filtreleme görevi takip edenler de; aşırıya kaçtığını, sınırını aştığını düşündüğün blogları takip etmiyor takipçi.

5-Başka bir blog yazsaydın ismi ne olurdu ve hangi konularda yazardın?

İsimsiz bir blog açlığını hissediyorum zaman zaman. Takip ettiğim bir çok güzel blog da olduğu gibi enteresan bir isimle yazmak isterdim aslında. İstiyorum belki bir gün yaparım bunu. Konusu değişmezdi. Yine her telden yazardım.

6-Benim blog yazarlığım hakkında ne düşünüyorsun?

Bir blogun izleyicisi olmak o blogu takip etmek anlamına gelmez. Bir çok blogda izleyiciyim ama takip ettiğim blog sayısı belki de toplamın beşte biri falandır. Senin blogunu yeni keşfettim ama o azınlığın içindesin. Takipteyim. Olumlu yani :)

7-Blogumu takip ediyor musun, itiraf et :)

Üstte yazdığım gibi, beşte birlik azınlığın içindesin. :)


8-Bloguma 10 üzerinden kaç puan verirsin ve gelecek için bana tavsiyelerin nelerdir?

Adil bir puanlama olmaz bu. Kriterler falan belirsiz ama 10 üzerinden 7-8 diyeyim.


Mariposa'ya teşekkürler.
Bu mim'i yapmak isteyen blogerlar mimlenmiştir.



26 Mayıs 2012 Cumartesi

4 An


Gece
Saçlarıma bulaştı biraz
Göz kapaklarım düşüyor
Hüzünlerimin üzerine

Keşkelerim,
Pişmanlıklarım,
Yarına dair planlarım,
Ve an'a ait kaygılarım;
Hepsi şöyle bir kenarda dursun!

Daha önemlisi
Ellerim hala boş
Biliyor musun?


Bu şiirimsi edebiyatdefteri.com üzerinde de yayınlanmıştır.


25 Mayıs 2012 Cuma

4 Kadrajımdan Kareler (4)

Model: E. Osman Bayram


Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yoktur?

-Alice in Wonderland-



Bu fotoğrafı aynı zamanda şu yazıda görsel olarak kullanmıştım.